Resimkalemi Forum - Sanatçının Renkli Dünyasi

Geri git   Resimkalemi Forum - Sanatçının Renkli Dünyasi > SANAT TARİHİ VE EVRELERİ > Ege Uygarlıkları, Helen ve Yunan Sanatı

ResimKalemi.Com Özel Bağlantı Alanı

Merhaba Değerli Sanat Dostları, Resimkalemi Forum sitemizde Karşılaştığınız KIRIK Link Problemlerini Bize iletirmisiniz?
İLETİŞİM için : TIKLAYIN Bu Özverinizden Dolayı Şimdiden Teşekkür Ederiz.

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler
Alt 19-06-09, 20:07   #1 (permalink)
Yeni Üye
 
MaSuM _ SiYaH - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Dec 2008
Bulunduğu yer: Ankara
Mesajlar: 2,794
Thanks: 2,929
Thanked 1,460 Times in 441 Posts
MaSuM _ SiYaH is on a distinguished road
Standart Helenistik Dönem Heykeltıraşlık

Paylaş : FACEBOOKPaylaş : TWİTTERKonuyu Açan : MaSuM _ SiYaH Bu Konu : 2516 Kez OkunduE-Ticaret Sayısı : ()E-Ticaret Yüzdesi : (%)
Resimkalemi Forum - Sanatçının Renkli Dünyasi Sponsor Alanı
HOSTING SATIN AL
Eklenti Sayısı : [ 0 ]
Cevap Sayısı : [ 0 ]

SANAT ALANLARI

Helenistik Dönem Heykeltıraşlık
Yaratıcı merkezlerin çokluğu ve çeşitliliği, teknik zorlamalardan kurtulmuş hayal gücünün coşması, birçok eğilimin doğmasına yol açtı.
Heykelcilik, Helenistik dönemde pek, çok olaya sahne olan bir sanat alanıdır. Her şeyden önce, Helenistik kültürle yoğrulmuş dünyanın alabildiğine genişlemiş olması, sanat açısından yaratıcı merkezleri çoğaltırken, bunların birçoğunda Yunan anlayış ve zevki zaman zaman, yerel ifadelerle kaynaşarak yepyeni ufuklara açılmış, değişik renkler kazanmıştır. Bu saptama, özellikle Ptolemaioslar döneminin Mısır’ı için doğrudur. Ama asıl şaşırtıcı olan, sanatçıların artık arkaik veya klasik dönemlerde olduğu gibi, seçtikleri yol ne olursa olsun tek bir hedefe doğru yönelmemiş olmalarıdır.
Hellenistik devrin başında heykelciler sanatlarının bütün sorunlarına hakim durumdaydılar; Artık söz konusu olan daha ileri gitmek değil, var olan birikimi ve kazanımları elden geldiğince kullanarak eser vermekti. Bu yüzden Helenistik dönem boyunca, birbirine çok zıt eğilimler ortaya çıktı.

Hellenistik heykel sanatının büyük öncüsü Lysippos’tur Son derece üretken bir sanatçısı olan Lysippos, figürlerin boyutlarını uzatarak heykel ritimlerini tamamen yeniledi. Silueti mekânın üç boyutuna sokarak; gerçek hacim ve hareketi heykellerinde hissettirdi. Ayrıca Lysippos portre ressamlığında da kendini kabul ettirdi ve Büyük İskender’in yontma portrelerinin tekelini başka kimseye bırakmadı.


Öğrencileri ve izleyicileri onun arayışlarını sürdürdüler. MÖ III. yüzyılın eserleri klasikçilik damgasını taşırsa da, biçimlerin genişlemesi bakış açılarını çoğaltır: « Çömelmiş Afrodit » veya «Kazli Çocuk » bu yeni tavrın somut örnekleridir. Bu son tema daha IV. yüzyılda başlamış olan evrimin bir halkasıdır: insanı olgunluk çağında gösteren alışılmış modelleri terk etmek ve sahneye ya yaşlıları çıkar gerilere dönmek veya çocukları çıkararak gelecekten haber vermek özlemi. Bu arada portre sanatı da gelişimini sürdürür ve çoğu zaman biraz abartılı gerçekçiliği, yüzyılın sonunda yerini barok bir anlatıma bırakır.
Nitekim, MÖ 230 civarında, önemli bir krallığın başkenti olan Bergama’da egemen olan üsluba da genellikle bu ad verilir. Başta Atina olmak üzere çeşitli yerlerden gelen sanatçılar tarafından ortaya konan bu tarz, Bergama’da, Galatlara karşı kazanılan zaferi kutlamak için dikilen büyük adak heykel (yenik düşen Galates karısının vücudu üzerinde canına kıyar) ve Yaralı Galyalı ile başlar, aynı sitenin akropolisine inşa edilen büyük sunağın frizleriyle (Yunan heykel sanatının, devlerin tanrılarla savaşını. resmeden ve gerçek bir plastik opera sayılabilecek gelmiş geçmiş en büyük şaheserlerinden biri) doruk noktasına ulaşır.


Bu biraz da abartılı etkilere, gene aynı anıtta ve sunağın iç kısmında yer alan çok farklı bir tarz karşılık verir. Buradaki bir dizi sahnede kahraman Telephos’un maceraları anlatılır ve bunlarda artık peyzaja önem verildiği gibi kişiler de mekanın ve zamanın içine oturtulur. Romalılar tarihi aktaran kabartmalarında bundan esinleneceklerdir.
Üç Helenistik yüzyıla damgasını vuran bir akım daha vardır: sadece İskenderiye mal edilen bu tarz Praksiteles’in izinden gider: tensellik, tatlı şehvet ve rehavet içindeki pozlar. Barokun azamet yerini de « rokoko» diye adlandırılan bir üslup alır: çocuk görüntüleri, erotik gruplar, ve aile sahneleri ve zaman zaman resmi anıtların ağırbaşlılığı ile alay ediyormuş izlenimi veren karikatürler. Bazen gerçekçilik ön plana çıkar ve acımasız olur; bazen de heykelci düşlenemeyecek olanı, bilinmeyeni, işitilmemişi yansıtır.


Bütün bu arayışlar ve cesur denemeler karmaşası, II. Yüzyılın sonuna doğru geçmiş tarzların yeniden ele alınmasıyla bulur; bir yandan arkaik « ciddi » üslup yeniden yüzüne çıkarken diğer yandan da klasik idealin restorasyonu gayreti gündeme gelir. Milos Venüsü bunun en güzel örneğidir.
T.L.


Hellenizmin sosyal ve siyasal olaylarının yankılarını heykeltraşlıkta da sezmek mümkün oluyor. Nasıl ki, İskender'in ölümünden sonra meydana gelen büyük monarşilerin en güçlü zamanı M. Ö. 3 üncü yüzyıldır, bunlar 2 nci ve 1 inci yüzyıllarda gerilerler ve sonunda Romalı'lar tarafından ortadan kaldırılırlar, hey­keltraşlıkta da 3 üncü yüzyılda plâstik sanatlarda büyük bir gelişim göze çarpmakta, onu izleyen yüzyıllarda ise sanat eserleri yalnız azalmakla kalmamakta, fakat yaratıcı gücün yavaş yavaş zayıfladığı, heykeltraşların eski dönemlerin ve en çok 5 inci yüzyılın heykellerini kopya etmeğe başladıkları, bu icat ve orijinallik yetersizliğini teknik alanda elde ettikleri virtüozite ile karşılamağa çalıştıkları görülür.
Hellenizm heykeltraşlarmın başında, 4 üncü yüzyılda da faaliyette bulunmakla beraber bu dönemde olgun bir aşamaya ulaşmış olan Sikyonlu Lisippos gelmektedir. Bu sanatçı insanları oldukları gibi değil, fakat kendisine göründükleri gibi tanımlamış, bu suretle en küçük ayrıntılarına kadar seyirci üzerinde yapacağı optik etkilere ve yeni bir oranlar sistemine göre işlenmiş birtakım tunç heykeller, en çok atlet heykelleri ortaya koymuştur.
Meselâ ancak bir Romen kopya halinde bize kadar gelen "apoksiyomenos" heykeli idman yaptıktan sonra sol elindeki kazıyıcı (strigilis) ile vücudunu temizleyen bir atleti tanımla­makta, atlet sakin bir surette ayakta durmakla beraber bütün' vücudu asabî hareket dalgalarıyla sarsılmakta, aynı zamanda kollarını ileriye uzatmış oldu­ğundan belirli bir derinliğe sa­hip bulunmakta, dolayısıyla da­ha eski dönem heykelleri gibi sadece bir cepheden değil, çeşitli cephelerden görülmek üzere yapılmış bulunmaktadır.
Lisippos portre alanında da ün kazanmıştı. Büyük İsken­der'in bu sanatçıdan başka hiç­bir kimseye portresini yaptır­madığını biliyoruz. Portrede realizmin ne kadar ileri gitmiş olduğunu Lisippos'un kardeşinin canlı modellerden alınmış kalıp­lar üzerinde çalışmış olması gös­terir. İskender'den başka hellenizm kıralları da portrelerini yaptırmağa önem vermişlerdir. Bu portrelere dair elimizde bulunan baş ve büstlerden ziyade (çoğu Romen kopyalar) sikke resimleri bir fikir vermektedir.
Sikyon ekolünün realist üslûbu Atina ekolü üzerinde de etkilerde bu­lunmuş Demostenes, Evripides, Poseidippos ve Menandros gibi tanınmış kişilerin karakter portrelerinin vücut bulmasına yol açmıştır. Fakat realist üslûp bu şehirde pek fazla gelişememiş, sonraki yüzyıllarda orijinallik­ten yoksun yapmacıklı bir stil haline gelmiştir. Realist sanat akımı kendini portreden başka pişmiş toprak heykelciklerde (meselâ Yunanis­tan'da Tanagra ve Anadolu'da Mirina heykelcikleri) ya da karikatür alanında göstermektedir. Bu son gruba giren eserlerin en çok İsken­deriye'de gelişmiş olduğu anlaşılıyor.
Bu dönemde idealleşmiş hatlar gösteren tanrı heykelleri de yapıl­makta, bunlardan bazılarının, meselâ Rodos'taki Helios heykelinin, kolosal şekiller aldığı anlaşılmaktadır. Yeni bazı tanrılar, meselâ Sarapis için 3 üncü yüzyıl başlarında heykeltraş Briyaksis tarafından Zeus tipiyle ilgili yeni bir tip yaratılmış , Bitinya'nın baştanrısı Stratios heykeline, sikke resimlerinin gösterdiği gibi, heykeltraş Doidalses 3 üncü yüzyıl ortalarına doğru kesin bir şekil vermiştir. Bazı heykeltraşlar ise eski tanrı tiplerini o zamana kadar olduğundan daha endividüel bir şekle sokmaktadırlar. Bu seriye giren heykeller arasında Melos'ta bulunmuş olan, fakat sanatçısı bilinmeyen bir Afrodit heykeli (Milo Venüs'ü) gösterilebilir (2 nci yüzyıl). Bu heykel bir tanrıçadan ziyade olgun bir kadın vücudunu canlandırmaktadır. Hiç şüphesiz resim sanatının etkisi altında tabiat tasvirleri yalnız kabartmalarda değil, heykellerde de, bunlar için bir dekor meydana getirmek üzere, kullanılmaktadır. Meselâ Lisippos'un öğrencisi Evtihides'in yapmış olduğu Antakya şehri tanrıçası Tihe (3 üncü yüzyıl) bir kayalık üzerinde oturmakta ve ayaklarını Orontes (Asî) ırmağını sembolleştiren bir genç erkeğin üzerine koymakta (res. 290), Samotrake'de 2 nci yüzyılda kazanılmış bir deniz zaferiyle ilgili olduğu anlaşılan bir Nike heykeli ise bir geminin başında durmakta, heykelin kırık hatlar şeklindeki eksenleri ve rüzgârda dalgalanan elbisesi ona büyük bir hareket ve canlılık vermektedir.


Bu dönemde ün kazanan heykeltraşlık ekolleri arasında Bergama ekolü özel bir yer alır. M. Ö. 3 üncü yüzyıl sonlarına doğru kıral Attalos I in Galat'lara karşı kazandığı zaferler üzerine yaptırmış olduğu tunç heykel grupları hakkında ancak Romalı'lar zamanına ait mermer kopyalar sayesinde bir fikir edinebiliyoruz. Bunlar arasında düşmanın eline esir düşmemek için karısını öldürdükten sonra kılıcını kendi göğ­süne saplayan bir Galat şefinin heykeli (res. 282) gösterilebdir.
Bundan başka aynı ekole bazı portre başları da (meselâ res. 257, 277) girmek­tedir. Zeus sunağının kaidesini süsleyen ve tanrıların gigant'lara karşı mücadelesini tanımlayan büyük kabartmalar 2 nci yüzyılın ilk yarısın­da geniş düzeyler, şiddetli hareketler, çehrelerde patetik ifadeler ve dramatik sahnelerden hoşlanan bir üslûbun olgunlaşmış olduğunu açığa vurmakta (res. 317), aynı zamanda Bergama monarşisinin dayandığı ana fikri, yani Yunanlı'ların barbarlara karşı daima galebe çalacağı fikrini belirtmektedir. Aynı sunağın üst galerilerinin içinde yer aldığı anlaşılan daha küçük ölçüde yapılmış bir friz Bergama'nın efsanevî kurucusu Telefos'un hayatını yan yana sıralanmış çeşitli sahneler şek­linde tanımlamakta, daha önceleri, doğunun etkisi altında bulunan Likya'da Nereid'ler anıtı veya Gölbaşı Heroon'unda bulduğumuz bu "zincirleme" üslûbun burada geniş bir kompozisyon şekline sokulmuş olduğunu açığa vurmaktadır.
Bergama ekolünün 2 inci yüzyıl sonlarında gerilemeğe yüz tutması üzerine onun yerine başka ekoller geçmiştir ki, bunlar arasında Tralles (Aydın) ekolü gösterilebilir. Trallesli Apollonios ve Tavriskos tara­fından M. ö. 50 yılına doğru yapılmış olan ve "Farneze boğası" adını taşıyan anıtsal heykel grupu 1 inci yüzyılda revaçta olduğu anlaşılan patetik (barok) üslûbun büyük kompozisyonlarda da başarıyla uygu­landığını açığa vurmaktadır
Helenistik4


Bergama'dan sonra Rodos 1 inci yüzyılda kültür ve sanat bayatının önemli bir merkezi olunca, Bergama'nın patetik üslûbunun etkisi altında kalmakla beraber, orijinal karakterden tamamiyle yoksun olmayan bir heykeltraşlık ekolüne sahip olmuştur. İskenderiye sanatı üzerinde de etkilerde bulunmuş olan bu ekolün 1 inci yüzyılın ilk yarı­sında ortaya koymuş olduğu en önemli eser hiç şüphesiz "Laokoon heykel grupu" dur .
Antik yazarlara göre Hagesandros, Atanadoros ve Polidoros adında üç Rodoslu heykeltraş tarafından yapılmış olan bu grup Laokoon ve iki oğlunun yılanlar tarafından sarıldığını ve büyük acılar altında ölümle pençeleştiğini açığa vurmasına ve vücut anatomisini büyük bir ustalıkla tanımlamasına rağmen plâstik bir gruptan fazla bir kabartma izlenimini uyandırmaktadır. Aynı sanatkârların elinden çıkan başka kolosal bir grup İtalya'da Sperlonga'da bulunmuş olup Polifem'in Odissevs ve arkadaşları tarafından kör edilişini göster­mektedir.
Yunanistan'ın Roma'nın hegemonyası altına girmesi üzerine bu ül­kede ve en çok Atina'da klâsik örnekleri kopya eden yeni bir "klâsisistik" üslûp (ya da "yeni Attika" üslûbu) ortaya çıkmakta, yukarda zikretti­ğimiz barok sanat akımları karşısında bir süre gerilemekte, fakat imparator Agustus zamanından başlayarak Yunan sanatına egemen olmaktadır.
Ana metin: Ege ve Yunan Tarihi, Prof. Arif Müfid Mansel, Türk Tarih Kurumu
MaSuM _ SiYaH isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık

Hizli Erisim

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Arkaik Dönem Seramiği neba Ege Uygarlıkları, Helen ve Yunan Sanatı 0 15-01-11 22:09
görsel sanatlar 2.dönem zümresi kandinsky Zümre Toplantı Tutanakları 1 29-06-09 11:08
Rönesans Olgun(Klasik) Dönem Narlı Ortaçağ ve Rönesans Sanatı 4 04-05-09 08:45
2008-2009 1.dönem zümresi kandinsky Teknolojik Tasarım Zümre Toplantı Tutanakları 2 21-02-09 20:55
Klasik dönem osmanli sanati Anroozha Osmanlı Sanatı 0 29-08-08 01:05

test
WEZ Format +3. Şuan Saat: 02:23.


Powered by vBulletin® Version 3.8.7
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.2.0
Resimkalemi Forumu Tüm Lisanslı Haklara Sahiptir