Resimkalemi Forum - Sanatçının Renkli Dünyasi

Geri git   Resimkalemi Forum - Sanatçının Renkli Dünyasi > SANATÇI BİYOGRAFİLERİ > Yabancı Ressamlar

Yabancı Ressamlar Sadece eserleri buraya ekleyiniz.

ResimKalemi.Com Özel Bağlantı Alanı

Merhaba Değerli Sanat Dostları, Resimkalemi Forum sitemizde Beğendiğiniz Konuları İlk Konuda Bulunan "Facebook'da Paylaş" Linkini Kullanarak Profilinizde Paylaşabilir ve Sitemizden Daha Çok Kişinin Faydalanmasını Saylayabilirsiniz. Bu Özverinizden Dolayı Şimdiden Teşekkür Ederiz.

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Arama
Alt 26-12-08, 00:52   #1 (permalink)
Co- Admin
 
Renklerin Türküsü - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Oct 2007
Bulunduğu yer: izmir
Mesajlar: 5,215
Thanks: 3,066
Thanked 2,351 Times in 474 Posts
Renklerin Türküsü is on a distinguished road
Standart Rembrandt ve “çevresi” nin desenleri

Paylaş : FACEBOOKPaylaş : TWİTTERKonuyu Açan : Renklerin Türküsü Bu Konu : 3808 Kez Okundu
Resimkalemi Forum - Sanatçının Renkli Dünyasi Sponsor Alanıek alan
ek alanek alan




X Kapat

Rotterdam, Boijmans van Beuningen Müzesi’ndeki örneklerle
REMBRANDT VE “ÇEVRESİ” NİN DESENLERİ
Rembrandt Harmensz van Rijn (1606-1669) Hollanda’nın yetiştirdiği en büyük sanatçı, dolayısıyla da ulusal bir simge niteliğindedir. Kuzey Avrupalı sanatçılar arasında pek sık görülmediği halde, Rönesans dönemi İtalyan sanatçıları Michelangelo, Rafaello ve Tiziano gibi, ön adı Rembrandt’la tanınmıştır.

Yaşamı boyunca bir sanatçı olarak ün yapmış, 1664 yılında bir sanatsever tarafından “çağın mucizesi” olarak tanımlanmış, ancak daha sonraları bazı çevrelerde, değeri yeterince bilinmemiş bir dahi olduğu görüşü yaygınlaşmıştı. Bu görüşe, 1642 yılında yitirdiği eşinden sonra girdiği bunalım, oğlunun vebadan ölmesi, içine düştüğü parasal sıkıntılar sonucunda iflas etmesi, üçüncü eşini de yitirmesi ve yoksulluk içinde ölmesi yol açmıştı. Bu dramatik senaryo daha sonra yapılan bilimsel araştırmalar sonucunda doğruluğunu bir ölçüde yitirmiş olsa da, günümüzde birçok kişi onunla ilgili hâlâ bu kanıları taşımaktadır.

Rembrandt günümüzden tam dört yüz yıl önce, bir değirmencinin oğlu olarak dünyaya geldi. Önce yerel bir ressam olan Jacob van Swanenburgh’un yanında üç yıl, bunu izleyen altı ay boyunca da Amsterdam’da Pieter Lastman’ın yanında eğitim gördü. 1625 yılında eğitimini tamamladıktan sonra, 1631 yılına kadar Leiden’de, yaşıtı Jan Lievens’le ortak bir atölye kurarak bağımsız çalıştı. Rembrandt o yıllarda daha çok küçük boyutlarda tarihi olayları resimlemiş ve portre çalışmaları yapmıştı. Bunların yanı sıra gravürler yaptı. 1631 yılında Fries bölgesinden gelen sanat simsarı Hendrick Uylenburgh’un (yaklaşık 1589-1661) Amsterdam’daki büyük atölyesinde çalışmaya başladı. Rembrandt’ın yanısıra başka sanatçıların da çalıştığı bu atölyede sadece tablolar değil, restorasyon ve tıpkıbasım çalışmaları da yapılıyordu. Buradaki sanatçılar arasında en başarılısı Rembrandt’tı. Bu dönemde daha çok önemli kişilerin portrelerini, tarihi olayları ve İncil’den sahneleri resimlemişti. Amsterdam lonca kayıtlarına göre 1634 yılında Uylenburgh’un yeğeni Saskia’yla evlenmiş, bu evlilikten birkaç çocuğu olduğu halde sadece Titus yetişkin bir yaşa ulaşabilmişti. Rembrandt 1635 yılından ölümüne kadar hep Amsterdam’da yaşamış ve burada çalışmıştı. 1639 yılından başlayarak yaşadığı Jodenbreestraat’taki büyük evi, daha sonra restore edilerek 1906 yılında Rembrandt Müzesi olarak kullanıma açılmıştır. Sanatçının yaşadığı ev ve atölyesi bugün herkesin ziyaretine açıktır.

Özellikle gravür çalışmaları onun sanatının çok geniş kitlelere ulaşmasını ve Rembrandt’ın büyük bir üne kavuşmasını sağlamıştır. Yaklaşık üç yüz gravürü, defalarca basılmış ve dağıtılmıştır. Daha az sayıdaki tablolarıysa, varlıklı kişiler tarafından satın alınmıştır. Ayrıca dernek ya da devlet kurumlarının siparişi üzerine yaptığı tablolar da vardır. Bunlar kamu binalarında toplumun her kesiminden insanın görebileceği yerlerde sergilenmişlerdir. En bilinen örnek, Rembrandt’ın sipariş üzerine ve Amsterdam’da Kloveniersdoelen’ın büyük salonuna asılması amacıyla 1639-1642 yılları arasında yaptığı, Yüzbaşı Frans Banning Cocq’un milis birliğinin konu olduğu tablodur. Tablonun yaygın adı Gece Nöbeti’dir (De nachtwacht).

Rembrandt, atölyesinde birçok öğrenci ve asistan çalıştırıyor, aynı zamanda diğer sanatçıların da bu üretim sürecini yakından izlemelerine ve öğrenmelerine olanak sağlıyordu. Rembrandt ünlendikçe, diğer sanatçılar üstündeki etkisi de artıyordu; bazıları onu öylesine taklit ediyordu ki, yaptıkları bazı tablolar büyük ustaya aitmiş gibi satışa sunuluyordu.

Batı görsel sanatlarının gelişiminde Rembrandt’ın rolünün önemi, tabloları, desenleri ve gravürlerinde devrimci bir yenilikle kullandığı figüratif resim sanatında yatar. Resimlerinde kullandığı ışığın amacı, portrelerde hem fizyonomi hem de karakter özelliklerini belirtmek, tarihsel görüntülerde de dinamik ve dramatik ifadelerin ortaya çıkmasını sağlamaktadır. Rembrandt’ın tarzı ve tekniği, yaptığı resim ve gravürlerde kullandığı aydınlık/karanlık karşıtlığı, günümüzün bir deyimiyle “spot-light” [nokta-ışık] etkisiyle daha da belirginleşmektedir. Taslaklarında önceleri daha çok kalem tekniğiyle konunun özünü öne çıkardığını ileri yıllarda yaptığı resimlerindeyse kalem tekniğinin yanı sıra kalın ve özgür fırça darbelerini ve pastel renkleri kullandığını görüyoruz.

DESENLERİN İŞLEVİ VE DEĞERİ

Sanatçı biyografileri yazarı Karel van Mander’in, Rembrandt van Rijn’in (1606-1669) doğumundan iki yıl önce yayımladığı ünlü Schilderboeck (Resim Kitabı) adlı yapıtında yazdığı gibi: “Resmin babası desendir” (Der vader van’t schilderen macht men nommen Teyckenen). Sonuç ister resim, ister baskı olsun, yaratıcı sürecin temelinde hemen her zaman bir ya da birkaç desen vardır. Ama desenin, öyle belli bir amaç gözetilmeksizin etüt amaçlı yapıldığı ya da bağımsız bir sanat yapıtı olarak üretildiği de olur. Dolayısıyla desen, bir sanatçının yaratma dürtüsü ve yaratıcı zekâsının en doğrudan ifadesi olarak görülebilir. İster panel ya da tuval üzerine fırçayla, ister bakır baskı levhası üzerinde çelik kalem ya da iğne uçla aktarılmış olsun, desen, özgün yapıtta son halini bulan ilk itkiyi, kompozisyonun oluşum safhalarını, gözden geçirilen olasılıkları ve çözüm arayışlarını gözler önüne serer. İşte bu yüzden, ressamın elinden kendiliğinden, dolaysızca çıkmış izlenimi verir desen. Rembrandt’ın desenleri de böyledir. Figür araştırmaları ve manzara eskizleri yapılan atölyesinde, desenin öncelikle pratik bir işlevi vardır. Figür araştırmaları, çıplaklar, manzaralar, hayvanlar gibi konu başlıklarıyla tasnif edilerek büyük dosyalarda, albümlerde saklanan bu desenler, atölyenin birikimini gözler önüne seren, satış amacı olmayan bir çalışma arşivi niteliğindedir. Bu desenlerin neden imzasız olduğu, buradan da anlaşılabilir. Gerçi Rembrandt’ın, arkadaşları ve tanıdıklarına hediye etmek amacıyla yaptığı ya da bağımsız birer yapıt olarak satış amacıyla gerçekleştirdiği bazı desenlerini imzaladığı görülür. Sonradan desenin garantisi haline gelen o imza, ustanın ‘marka’sı gibidir.

Rembrandt’ın 1656’daki iflası, açık artırmaya çıkarılan bu desen ve eskizlerin ikinci bir işlev kazanmasına neden olmuş, onları -meraklısı için- ünlü ustanın elinden çıkma, başlı başına birer yapıt haline getirmiştir. Çizim tekniğinin ustalığıyla büyük hayranlık uyandıran Rembrandt desenleri, koleksiyonculardan her zaman yoğun rağbet görmüştür. Bu ilginin birkaç göstergesi vardır: Müzayede kataloglarında yer alan bu desenler, ünlü koleksiyonlara erkenden girmiş; 18. yüzyılda, oturan kadın (kat. 12), oturan adam (kat. 1), yatan aslan (kat. 24), sohbet eden iki adam (kat. 15) gibi örneklerin baskıları da yapılmıştır. Bugün artık desenleri dünya çapında çeşitli müzelerde bulunan Rembrandt’ın bilinmeyen bir deseninin ortaya çıkması olasılığı çok düşüktür.

Aslında Rembrandt da birçok sanatçı gibi çok sayıda desen yapmış, ama bunların çoğu yok olmuştur. Kazalar, savaşlar, doğal afetler, dikkatsizlik ya da bilgisizlik sonucunda, son dört yüzyılda çok sayıda yapıt kaybolmuş, bağımsız bir yapıt olarak desenin değeri zaten yeterince bilinmemiştir.

FİGÜRLÜ DESENLER

Rembrandt ve ekolünün desenlerini tematik olarak incelediğimizde, Boijmans Müzesi’ndeki koleksiyonun, her tür örneği zengin bir biçimde içerdiğini söyleyebiliriz: Figürlü desenlerin, manzaraların, portrelerin, dinsel, tarihsel ve mitolojik sahnelerin bulunduğu koleksiyonda Rembrandt’a ait çıplak etüdler görülmemekle birlikte, öğrencilerinin bu tür desenleri de yer almaktadır. Boijmans Müzesi koleksiyonunun en tanınmış desenleri, Pencereden Bakan Saskia (kat. 11), ayakta duran birlik üyesi (kat. 31), yatan aslan (kat. 24), kucağında kitapla oturan kadın (kat. 12) ve yürüyen figür grubu (Yakub, Bünyamin ve Büyük Oğullarından Biri, kat. 14) gibi örneklerdir.

Rembrandt’ın desenleri içinde figürlü olanlar ağırlıklı bir yer tutmaktadır. Boijmans Müzesi’nin koleksiyonunda da sanatçının bu türden desenleri çoğunluktadır. Desenleri birbirinden ayıran şeylerse, işlev farklılığı, kullanılan medium ve teknik ya da ele alınan konulardır. Figürlü desenlerin çoğu, sonradan gerçekleştirilecek resimlerin ya da bu resimlerdeki kimi ayrıntıların eskizi niteliğindedir. Pek çoğu canlı modelden çalışılmış ya da atölyenin dışında, gerçek kent ve doğa manzaraları model alınarak yapılmıştır. Bunlar, gerektiğinde kullanılmak üzere atölyede saklanan çalışmalardır. Bu da sanatçının onları yaparken aklında her zaman belirli bir resim ya da gravür olmadığı anlamına gelir. Dolayısıyla -zaman zaman belli bağlantılar kurulabilmesine karşın- bu desenlerin bilinen başka bir yapıtla ilişkilendirilmesi çoğu zaman söz konusu değildir.

Ayakta duran geniş şapkalı adam deseninin (kat. 31), Rijksmuseum’da bulunan ünlü Birlik Üyeleri (res. 4) resminin günümüze kalmış üç adet eskizinden biri olduğu bilinmektedir. Resimde soldan ikinci kişi olan bu figürün, Amsterdamlı çuhacı Volckert Jansz (1605/10-1681) olduğu saptanmıştır. Figürü ve çevresini kamışkalemi ve fırçasıyla göz alıcı geniş darbelerle betimleyen Rembrandt’ın ayrıntılar üzerinde fazla durmadığı görülür. Sol tarafta sayfayı bölen çizgiyle arkasındaki rakamlardan da anlaşılabileceği gibi, sonuçta bir muhasebe defterinin arkasına yapılmış, satışa yönelik olmayan bir eskizdir bu. Çuhacılar loncasının toplantı odasında göz hizasından yukarı asılacak bir resmin ön taslağı olduğu için alttan bakarak betimlenen, kendine güvenli hali ve uzaklara dalmış yüz ifadesiyle dikkat çeken figür, Rembrandt’ın tekniğe olan egemenliği sayesinde daha da etkili, heybetli bir görünüm kazanmıştır.

Kucağında kitapla oturan yaşlı bir kadını gösteren, lavi tekniğinde yapılmış küçük desen (kat. 12) de bilinen başka bir resimle ilişkisi varmış izlenimini uyandırsa da böyle bir bağlantı bulunmamaktadır. Çerçevenin içine dengeli bir biçimde yerleştirilmiş kompozisyondan kucağında kitap okuyan kadının izleyiciyle kurduğu göz temasına kadar her şey, bu imgenin bir portre olduğunu ortaya koyar. Kıyafetine bakacak olursak, Amsterdam aristokrasisinden hali vakti yerinde bir hanımdır bu. Burada uygulanan çizim tekniği son derece ilginçtir; kâğıdın hemen tümünü kullanan Rembrandt, gölgeli alanlar yaratmak için lavi tekniğinden yararlanmış, bazı bölümlere hiç dokunmayarak ışık-gölge etkisi yaratmıştır. Sulandırılmış mürekkep ve fırçayla uygulanan bu ressamca teknikle, resimlerinde olduğu gibi desenlerinde de açık ve koyu kontrastlarla konuya dramatik bir etki kazandıran sanatçı, hafif taramalarla izleyiciyi sahnenin merkezine, aydınlık arka planda karanlık perdenin önüne yerleştirdiği kadının başına yöneltmiştir.

Rembrandt’ın bir resmiyle bağlantısı kurulabilen bir çalışmaysa, Boijmans Müzesi koleksiyonunda bulunan en küçük desendir (kat. 30). Aynadaki imgesini birkaç ince çizgiyle ‘büst’ tarzında kâğıda aktaran sanatçının bu pozunun bir benzeri, New York Frick Koleksiyonu’ndaki 1658 tarihli kendi portresinde görülmektedir (res. 5). Bir deneme olarak yapmış olabileceği bu eskizin büyük olasılıkla daha büyük boyutlarda gerçekleştirilmiş başka ön taslakları da vardır. Kendi portresini sık sık yapan, ayrıca resimlerinde örtük biçimlerde gündelik ya da tarihsel figürler gibi yer alan Rembrandt’ın kendi portre desenleriyse oldukça nadirdir.

Boijmans Müzesi’nin koleksiyonuna 1988’de katılan ve yürüyen iki adamla bir çocuğu gösteren desen (kat. 14), Rembrandt’a ait olduğundan kesinlikle emin olduğumuz çalışmalardandır, ancak bu desende betimlenen İncil figürlerinin kimliğine ilişkin bir tartışma vardır. Rembrandt uzmanları Benesch ve Sumowski’ye göre, Hizmetkârları Tarafından Götürülen Zaharya’yı betimleyen desendeki kişiler, 1988 yılının kataloğunda İbrahim, Hacer ve İsmail olarak geçmektedir. Bugünlerde bu figürlerin Yakub, Bünyamin ve Yakup’un büyük oğullarından biri olduğu düşünülmektedir. Yalnızca ortada duran yaşlı Yakub’un başı ince çizgilerle net bir biçimde resmedilmiş, diğer öğeler çalakalem bırakılmıştır. Rembrandt’ın figürlü desenlerinden manzaralarına değin birçok deseninde yalnızca merkezi öğenin detaylı bir biçimde ele alındığı, geri kalan kısımların tamamlanmadığı görülür. Sağdaki çocuğun bacakları çizilmemiştir bile, belli ki Rembrandt babanın oğula nasıl yaslandığından ötesiyle ilgilenmemiştir. Sol üst bölümde Yakub’un farklı bir başlık giymiş olarak bir kez daha çizildiğini, ancak bu öğenin 1814’te yapılan bir gravürde rahatsız edici bir görüntü sergilediği için çıkarıldığı, ayrıca oymabaskıyı yapan kişinin çocuğunun bacaklarının altına kendi imzasını ve tarihi eklediği görülmektedir (res. 6).

Kadınlar ve çocuklar, Rembrandt’ın her zaman ilgisini çekmiştir. 1634’te Saskia Uylenburgh’la evliliği ve bu evlilikten doğan çocukları, çok sayıda desenine esin kaynağı olmuştur. Yapıtlarında, karısının ailesinden kişiler de zaman zaman model olarak kullanılmıştır. Ressamın iflasından sonra 1657/58’de yapılan açık artırmada, bu türden, bugün yarısına yakın bir bölümünden haberli olduğumuz, en az 135 kadar desen satışa çıkarılmıştır. Bunların arasındaki en ilginç örneklerden biri, Saskia’yı bir pencereden bakarken gösterendir (kat. 11). Pencerenin adeta doğal bir çerçeve oluşturduğu bu sıcak portrede, Saskia rahat bir duruşla başını sol eline dayamış, doğrudan izleyiciye bakmaktadır. Lavi tekniğiyle yapılmış bu desende kahverengi mürekkebin akışkan şeffaflığının yarattığı etkileyici görünüm içinde Saskia, karanlık fon önünde dikkati üzerinde toplamaktadır. Rembrandt’ın, 1642’de henüz 30 yaşındayken ölen genç karısının bu portresine son derece değer verdiği tahmin edilebilir. Saskia’nın modellik yaptığı diğer çalışmalar arasında, yine lavi tekniğiyle yapılan ve bir kadın figürünü dört farklı biçimde betimleyen bir sayfa da bulunmaktadır (kat. 7, ön). Bu da Rembrandt’a ait olan desenlerdendir, ayrıca Rembrandt burada diğer pek çok sanatçının yaptığı gibi sayfanın arkasını da kullanarak, bir atlıyı dört farklı biçimde betimlemiştir (kat. 7, arka). Geçmişte, üstünde birden fazla desen bulunan bu tür sayfaların, daha çok para getirdiği için koleksiyoncular tarafından parçalara ayrıldığı bilinmektedir. Bu tür desenlere bir örnek, kucağında çocuğuyla betimlenen kadındır (kat. 6); kadının, doğduktan kısa süre sonra ölen üç bebeğinden birini taşıyan Saskia olabileceği düşünülmektedir. Bu yeni doğanlar arasında Saskia’nın ölümünden bir yıl önce doğan Titus (1641-1668) ergenliğe kavuşacak, ancak o da babasından önce ölecektir.

Rembrandt’ın aylaklara, dilencilere, kasabalarda, kırsal alanlarda gezen evsizlere yönelik yoğun ilgisini ortaya koyan çok sayıda desen de bulunmaktadır. Ayrıca, giysilerine ve başlıklarına bakılırsa, durumu iyi olan modellerden de yararlanmıştır. Ayakta duran kasketli adam (kat. 4), üç adet kürk başlıklı adam eskizi (kat. 9), uzun paltolu adam (kat. 13) gibi desenler, sokaklarda çizilmiştir. Ya da, Jacques Callot’nun 1622-23 yıllarına tarihlenen bir gravüründen (res. 7) etkilenerek yaptığı oturan başlıklı adam (cat. 1) gibi kimi baskılardan da desenler çalışmıştır. Çok figürlü büyük boyutlu desenlerden kesilmiş olanların büyük bir çoğunluğu, Rembrandt’ın 1630’ların ortasına uzanan erken dönemine tarihlenmektedir. Tek tek figürlerin betimlendiği sayfaların yanı sıra kalabalık figürlü kompozisyonlar da parçalara ayrılmıştır. Rembrandt’ın ya da bir olasılık Willem Drost’un olduğu düşünülen uzun başlıklı adam deseni (kat. 34) bu türden bir örnektir. Başını çevirdiği yönle kolunun hareketine dikkat edecek olursak, sağında duran bir kişiye ya da şeye tepki verdiği izlenimi uyandırmaktadır. Arka plandaki kesik çizgiler de bu izlenimi güçlendirmektedir. Rembrandt’ın başka desenleriyle karşılaştırıldığında, bu desende İlyas Peygamber’in yaşamından bir sahnenin betimlendiği düşünülebilir. Yine bu tür bir örnek de kürk başlık giymiş üç figürü betimleyen sayfadır (kat. 9). Üst bölümdeki kesiğe bakılırsa, bu sayfanın da aslında daha büyük bir bütünün parçası olduğu varsayılabilir. Ayrıca bunun böyle olduğu, arka tarafına basılmış bir gravürden de anlaşılmaktadır. Bir zamanki sahibinin desenlerden çok gravüre kıymet verdiği de, sayfayı gravürün kenarlarına kadar kesmiş olmasından bellidir.

Rembrandt’ın atölye ortamında büyük bir desen faaliyeti içinde bulunulduğu, resim ya da baskıların kompozisyon hazırlıkları için çok figürlü araştırmalar yapıldığı bilinmektedir. Boijmans Müzesi’nin koleksiyonunda bulunan bu tür desenler arasında büyük olasılıkla tarihsel bir sahneyi betimleyen Atlı Grubu’yla (kat. 3), bilinen bir tuval ya da baskısı olmayan Yakub, Bünyamin ve Büyük Oğullarından Biri’dir (kat. 14). Baskısı bilinen daha az dikkat çekici bir desense, Rut ve Naomi’yi gösteren desenin arkasında bulunmaktadır (kat. 8). Bu desen, 1638 tarihli Düşlerini Anlatan Yusuf gravürü için kırmızı tebeşirle yapılan bir eskizdir. Yine erken dönemden bir tebeşir eskiz olan Çarmıhın Dikilişi ise (kat. 2), Rembrandt’ın 1633’te yaptığı bir resimle ilişkilidir. Ancak figürlerin kompozisyon içindeki farklı yerlerinden de anlaşılabileceği gibi, doğrudan bir aktarım söz konusu değildir.

Rembrandt, belli ki bunun gibi birçok eskiz yaparak son kompozisyon için çeşitli olasılıklar üzerinde durmuş, herhangi bir ayrıntı onu tatmin etmediğinde değişiklik yapmakta tereddüt etmemiştir. Bunlar, desenin estetik niteliğiyle ilgili değişiklikler değildir. Sonuçta bu desenler, amaca hizmet eden birer araç niteliğindedir. Tebeşir desenlerde düzeltme yapmak elbette daha kolaydır. Silinmek istenen alanlar, tıpkı bizim bugün kullandığımız Tipp-Ex gibi beyazla kapatılarak üstüne yeni çizimler yapılır. Yatan aslanın (kat. 24) ayakları ve kuyruğundaki düzeltmeler görülebilmektedir. Eski kaynaklarda geçen on dokuz desenlik bir gruba ait olan bu örneklerden çok azı günümüze kalabilmiştir. Bunlardan da yalnızca birkaçı Rembrandt’a aittir. Rembrandt’ın bu desenleri, Birleşik Doğu Hindistan Kumpanyası (VOC) tarafından Kuzey Afrika’dan getirilen hayvanlara bakarak öğrencileriyle birlikte yapmış olduğu düşünülmektedir. Bu tür bir çalışma seansının sonunda ortaya çıkan desenlerin çoğu zaman aynı dosyada saklanması, bazen bunlardan başka kopyaların da yapılması, kimin hangi deseni yaptığını saptayabilmeyi son derece güçleştirmiştir. Aslanların yatan pozisyonda betimlenmesi de rastlantı değildir, onları bu sakin hallerinde betimlemek daha kolaydır. Aslan desenleri arasında Rembrandt’a atfedilenlerin (18) çoğu, 1729’da Bernard Picart tarafından Recueil de Lions başlığı altında basılmıştır. Bu kitapta koleksiyonumuzda bulunan aslan da yer almaktadır. Bir deseni baskı levhasına aktarabilmek için çizimin dış hatları üzerinden oyma kalemiyle geçmek gerekmektedir. Oldukça güvenli olan bu yöntemle desene zarar gelmesi söz konusu değildir. Boijmans Müzesi’ndeki desen, Rembrandt’a ait olduğu düşünülen altı aslan deseninden biridir. Aslanın sağa dönük olduğu, hemen hemen aynı boyutlarda bir desen daha bulunmaktadır (res. 8). Rembrandt’ın bu deseniyle birlikte Koenigs koleksiyonundan başka kayıp desenler, Moskova’da ortaya çıkmıştır (Rembrandt’ın desenlerinin dağılımıyla ilgili bölüme bakınız). Bu iki aslanın, bir gün Boijmans Müzesi’nde buluşması, en büyük dileklerimizden biridir.

Rembrandt’ın, kendi koleksiyonunda bulunan çok sayıdaki özgün Hint minyatürlerinden yola çıkarak gerçekleştirdiği iki adet muhteşem deseni de söz edilmeye değerdir (kat. 26, 27). Söz konusu bu 17. yüzyıl minyatürlerinde, Babürlü hanedanından prensler ve onların çağdaşları betimlenmektedir (res. 9). Bu tip minyatürlerin, Doğu’ya özgü başka birçok süs nesnesi gibi Birleşik Doğu Hindistan Kumpanyası (VOC) tarafından Hollanda’ya getirilip satıldığı bilinmektedir. Rembrandt’ın da ‘volcuriese minijateur teeckeninge’ (‘ilginç bir sürü minyatür desenle dolu’) bir albümde yerel kıyafetleri gösteren baskılarla birlikte sakladığı bu minyatürlere büyük ilgi duyduğu bellidir. Kopya ederken ayrıntılar üzerinde çok fazla durmadığı gözlenen bu minyatür desenlerini, 1656 civarında, iflas ettikten sonra envanteri yapılan Papier Kunst (Kâğıt İşler) koleksiyonunun açık artırmaya çıkartıldığı sırada yaptığı sanılmaktadır. Bu desenler, bir koleksiyoner tarafından Rembrandt Tarafından Yapılmış Hint Desenleri, 25 Adet başlığı altında bir albümde birleştirilerek 1747’de Richardson koleksiyonuyla birlikte satışa çıkarılmış, bu yolla dünyanın dört bir yanına, çeşitli koleksiyonlara dağılmış; bildiğimiz kadarıyla bir tanesi hariç hepsi korunmuştur.

Rembrandt da birçok sanatçı gibi hoşnut kalmadığı desenlerini çöpe atmıştır. Ancak geçmişte, kâğıt konusunda bugünkü kadar savurgan olunamadığı da bir gerçektir. Rembrandt’ın yaşadığı dönemde kâğıt, hâlâ elle yapılan, pahalı bir malzemedir (kâğıdın mekanik olarak büyük çapta üretimine 19. yüzyılda başlanmıştır). Dolayısıyla sanatçıların desenlerin üzerinde neden düzeltme yaptıkları, neden kâğıdın arka yüzünü de kullandıkları ya da kıyısına köşesine tersten ya da çaprazdan desenler yaptıkları (kat. 2, 5, 7, 8, 10) anlaşılmaktadır.

MANZARA DESENLERİ

On yedinci yüzyılda yaygınlık kazanan türlerden biri de önceki yüzyılda Güney Hollanda’da üretimi başlayan manzaradır. Manzaralarda, doğanın doğrudan gözlemi kadar, sanatçının özgür yaratıcılığı da rol oynar. Rembrandt’ın Jan van Goyen ve Jacob van Ruisdael gibi bazı çağdaşları, manzara konusunda uzmanlaşarak yalnızca bu türden resimler üretmişlerdir. Rembrandt ise özünde bir figür ve tarih ressamı olarak kalmış, düşünsel boyutundan dolayı daha çok saygınlığı olan bu türü yeğlemiştir. Rembrandt’ın çok fazla manzara resmi yapmamış olmasına karşın -on yıllık bir süreçte bilinen sekiz manzarası bulunmaktadır- bu türe yönelik ilgisini ortaya koyan yüzü aşkın deseni, ayrıca 287 gravürünün arasında birçok manzara örneği vardır. Manzaraya yaklaşımı, 1624’te altı ay çıraklığını yaptığı ikinci ustası, Amsterdamlı tarih ressamı Pieter Lastman’ın etkisini taşır. Çağdaşları gibi Rembrandt da Amsterdam civarının doğasından çizimler yapmıştır. Hollanda’nın kendine özgü o doğa manzaraları, kırsal alana özgü köyler, tarlalar, çiftlikler, çiftlik evleri, hendekler, kanallar, köprüler, iskeleler, yelkenliler ve onlarca, belki yüzlerce yel değirmeni gibi öğelerden oluşur. Manzaraya özgü bu gözalıcı görüntüleri kaydetmek için pratik bir eskiz defteri ve kucağına yerleştirerek kolayca çalışabileceği yaprak sayfalı bir dosya kullandığı bilinen Rembrandt’ın bu tür çalışmaları arasında, *Sansür**Sansür**Sansür**Sansür*l kalemle eskiz defterinden bir parşömen sayfası üzerine yaptığı, iki terkedilmiş çiftlik evini gösteren deseni özellikle dikkat çekicidir (kat. 5) Bu desen, Rembrandt’ın erken döneminden günümüze kalmış az sayıda manzara arasında yer almaktadır. Yakın dönemde ortaya atılan bir sava göre, aslında Hollanda’da değil, Rembrandt’ın Saskia Uylenburgh’la 1633’teki nişanı için gittiği Friesland’da yapılmıştır. Rembrandt’ın 1640 ve 50’lerden kalma manzara desenleri de bulunmaktadır. Topografik özellikleriyle dikkat çeken bu desenler, manzara türünün gerektirdiği ince ayrıntıcılıktan yoksundur. Buradan da anlaşılabileceği gibi Rembrandt’ın desenlerinin ortak özelliği, akıcı bir üslupla gerçekleştirilen paralel taramalarla ve ışık-gölge etkileriyle yaratılan canlı betimlemelerdir. Houtewael yakınlarındaki Diemerdijk (kat. 17), Diemerdijk’ten Schellingwou manzarası (kat. 21) ve Diemen köyü (kat. 18) gibi desenlerinde görüldüğü gibi Rembrandt, doğaya çizgiyle can vermiştir. Adeta içgüdüsel bir dürtüyle, birkaç çizgiyle betimlenen bu yerlere baktığımızda, Goethe’nin Natur und Kunst’undaki (Doğa ve Sanat) sözlerine hak veririz: ‘in der Beschränkung zeigst sich erst der Meister’ (‘usta işi kendini en zor koşulda belli eder’). Schellingwou manzarası (kat. 21) özellikle ilginçtir. Ön plan net bir biçimde betimlenmişken, Amsterdam yakınlarında Ij nehri kıyısındaki köyün görüntüsü için arka planda birkaç hafif fırça darbesi ve gölgelendirmeyle yetinilmiştir. Rembrandt burada manzarayı olduğu gibi betimlemek yerine Diemerdijk’te kendisinin nerede olduğunu bir repoussoir kullanarak sezdirmiş, ön planı koyu tonlarla gölgelendirerek arkadan aydınlık bir biçimde ortaya çıkan köyün siluetine dikkat çekmiştir.

Rembrandt’ın siyah tebeşirden manzara örnekleri, Boijmans Müzesi koleksiyonunda bulunmamaktadır. Manzara desenleri için ancak bir kez farklı bir medium kullanan sanatçının, arkada Ij nehri ve kuzeydeki ada Volewijck’in yakındaki evler ve yel değirmeniyle betimlenen Amsterdam kale burcu ‘Blauwhoofd’un kahverengi kâğıt üzerine kömürkalemle yaptığı desen, tekil bir örnektir (kat. 16). Bugün artık yerleri büyük ölçüde saptanan bu manzara desenlerinin -örneğin çiftlik evi ve ağaçlı üç eskizin- Amsterdam civarında, Kennemerland ya da Het Gooi gibi yerlerde yapıldığı düşünülmektedir (kat. 19, 22 ve 23). Rembrandt’ın gravürlerinde de bu desenlerden yola çıktığı bilinmektedir. Ön planda Saxenburg malikânesinin görüntüsüyle Haarlem kasabasının panoramik manzarası da, bazı farklılıklarına karşın bu türden bir örnektir (kat. 20).

REMBRANDT’IN ÖĞRENCİ, ÇIRAK VE İZLEYİCİLERİ

Son derece yaratıcı ve etkin bir sanatçı olan Rembrandt’ın aranan bir öğretmen olması şaşırtıcı değildir. Amsterdam’daki atölyesinde çok sayıda sanatçı adayı kısa ya da uzun sürelerle eğitim görmüştür. Belirli bir ders programının uygulandığı, ancak öğrencilerin üretime de katıldığı bu atölyenin, tipik bir sanatçı atölyesiyle eğitim enstitüsü arasında bir yer olduğu söylenebilir. Burada amatörler ve umut veren gençler, gruplar halinde ya da bireysel olarak Rembrandt’ın kendine özgü üslubunu benimseyerek desen ve resim eğitimi almışlardır. Antik heykellerden, alçı modellerden, ya da Rembrandt’ın kendi desen ve resimlerinden olduğu kadar -Rotterdam desenlerinden de (kat. 63, 67 ve 86) anlaşılabileceği gibi- çıplak modelden de çalışılmıştır. Atölyede üretilen her şeyin ustaya ait olmasıysa genel bir kuraldır; atölye ustasının, öğrencilerinin ya da asistanlarının işlerini satarak gelir elde etmesi de doğal hakkıdır. Bu tür gelirler yanında, her öğrencinin yıllık eğitim ücreti olan yüz guldene bir de kendi yapıtlarının satışı eklenince, azımsanmayacak bir gelirden söz edilebilir. Çıraklık döneminden sonra kendi yollarına giden öğrencilerin önünde de iki yol vardır: Bağımsız birer sanatçı olanların yanı sıra başka işlerle uğraşanlar da olmuştur. Bazılarının uzun bir süre Rembrandt’ın etkisinden kurtulamadıkları, onun üslubunda çalışmaya devam ettikleri; daha yetenekli olanlarınınsa kendi üsluplarını, ilgi alanlarını geliştirerek kendi yollarını çizme gayretine girdikleri söylenebilir. Boijmans Müzesi’nde, Rembrandt’ın öğrencilerine ve üslubuna öykünen ‘izleyici’lerine ait çok sayıda desen bulunmaktadır. Bunların arasında Ferdinand Bol, Lambert Doomer, Gerbrand van den Eeckhout, Govaert Flinck, Abraham Furnerius, Arent de Gelder, Samuel van Hoogstraten, Jacob ve Philip Koninck, Johannes Leupenius, Nicolaes Maes, Constantijn van Renesse ve Pieter de With gibi sanatçılar bulunmaktadır. Rembrandt’ın yaşıtı, ayrıca onun gibi Liedenli olan Jan Lievens de -ustanın öğrencisi ya da ona öykünen bir izleyicisi olmamasına karşın- Rembrandt’ın çevresi içinde adı geçen sanatçılardandır.
Yaşadığı dönemde kayıt tutma alışkanlığı olmadığından, Rembrandt da atölyesinde eğitim gören ya da asistanlık yapan sanatçıların listesini tutmamıştır. Bugün Rembrandt’ın öğrencilerinin kimliğini saptamanın tek yolu, desenlerinin arkasındaki imzaları, notları araştırmak, elyazmalarından ya da zamanında Arnold Houbraken’in hazırladığı sanatçılar ansiklopedisi (1718-21) gibi basılı malzemeden yararlanmak ve sözel gelenekten kaynaklanan verileri gözden geçirmektir. Üzerinde ipuçları taşıyan bu türden desenlere bir örnek, Constantijn van Renesse’ye ait olan Aslanlar Çukurunda Daniel’dir (kat. 87). 1652 tarihiyle sanatçının imzasını taşıyan bu desenin arkasındaki uzun kişisel nottan, önündeki bilgilerin aslında yanlış olduğu ortaya çıkmaktadır. Van Renesse, bu deseni onaylanmak üzere 1 Ekim 1649’da Rembrandt’a sunmuş, dolayısıyla aslında çok daha erken bir tarihte yapmıştır.

Rembrandt’ın en az 40 kadar sanatçıya eğitim verdiği sanılmaktadır. Daha önce de değindiğimiz gibi, bunların bazıları bağımsız birer sanatçı olarak kendini kanıtlarken, bir kısmı amatör sanatçı olarak kalmıştır. Öğrenci olduğu kesin olarak saptanamayan sanatçıların desen ve resim üslubunda Rembrandt’ın etkisine rastlanmamaktadır. Aslında pek çok sanatçının Rembrandt’ın atölyesinde kısa bir süre kaldıkları, iki üç yıl sonra ayrıldıkları sanılmaktadır. Öte yandan, Rembrandt’a yalnızca bir yıl çıraklık yapmış olan Govaert Flinck Rembrandt’ın üslubunda öylesine ustalaşmıştır ki, yaşadığı dönemde resimlerinin Rembrandt’a ait olduğu sanılmıştır. Flinck’in sonradan Rembrandt’ın üslubunu terk ettiği görülür. Boijmans Müzesi’nin koleksiyonunda Flinck’in iki deseni bulunmaktadır, ancak ikisi de birbirinden oldukça farklıdır. Yaklaşık 1638’e tarihlenen Yakub’u Kutsayan İshak (kat. 57) adlı desen, Rembrandt’ın çalışmalarında pek nadiren görülebilecek bir bileşim olan iki renk tebeşir ve gri mürekkeple yapılmıştır. Ön taslak niteliğindeki bu desen, çizgilerin yeterince esnek olmayışı, paralel taramaların genişliği ve biçimlerin keskin hatlarıyla Rembrandt’ın desenlerinden ayrılır. Flinck’in koleksiyondaki öteki deseni Budanmış Söğüt Ağaçlı Manzara’da (kat. 58) da böyle birtakım ince farklar görülür. Oldukça ‘dışavurumcu’ sayılabilecek bu desen, sayfanın sağında altta yer alan imza ve tarihine (1642) bakılırsa bağımsız bir yapıt olarak üretilmiştir.

Koleksiyondaki en ‘Rembrandtvari’ desenlerden biri de Nicolaes Maes’e ait Hacer’in Kovulması’dır (kat. 80). Üzerinde düzeltmeler olan bu desende, Maes de tıpkı Rembrandt gibi araştırmacı bir yaklaşım benimsemiştir. Hacer figürünün ve İbrahim’in kolunun iki kez üst üste çizildiği desende tonlamayla elde edilen ışık ve gölge etkileri, figürlerin sağlam kurgusu ve açık renk alanların dağılımı, başarılı bir Rembrandt öğrencisiyle karşı karşıya olduğumuzu ortaya koymaktadır. Bu desenle birlikte merdivenlerden inen bir kadını gösteren bir diğer çalışma (kat. 82), birtakım resimlerin eskizi niteliğindedir. Maes, Boijmans Müzesi’nde bulunan 11 deseniyle Rembrandt’ın en iyi temsil edilen öğrencisidir.

Rembrandt’ın son öğrencisi, Maes gibi Dordrecht’li olan ve Rembrandt’ın üslubunu 18. yüzyıla taşıyan Arent de Gelder’dir. Ancak De Gelder’den geriye tek bir imzalı desen kalmamıştır. İmzalı bir resmin eskizi olduğu için De Gelder’e ait olduğunu bildiğimiz tek bir desenle üslupsal karşılaştırmalar yapılmış, bunun sonucunda koleksiyondaki bazı desenler De Gelder’e atfedilmiştir. Oturan bir kadını betimleyen çıplak desen (kat. 63), bunlardan biridir. Ateş yanında ısınmaya çalışan çıplak modelden başka öğrencilerin de çalıştığı bu kompozisyonun, belli ki aynı seansa katılan Rembrandt’ın yaptığı desenle de ilişkisi vardır (res. 10): Rembrandt modeli aynı pozda, ancak başka bir açıdan ele almıştır. Desenlerin üslup ve teknik açısından benzerliklerine bakılırsa De Gelder belli ki modele ustasının arkasından bakarak, onun dediklerini uygulamaya çalışmıştır.

Rembrandt’a ait olmayan desenlerin tümünü öğrencilerine ya da izleyicilerine atfetmek ne yazık ki mümkün görünmemektedir. Bu kimliği belirsiz desenler, şimdilik ‘Rembrandt Ekolü’ olarak tanımlanmaktadır. Sayısı oldukça kabarık olan bu çalışmaların, Rembrantvari bir üslup dışında herhangi bir ortak noktası yoktur. Çoğu, Rembrandt’ın desen veya gravürlerinin bazen bütünüyle, bazen de farklı desenlerden öğeler ekleyerek gerçekleştirilmiş taklitleri niteliğindedir. 18. yüzyıla gelindiğinde Rembrandt’ın üslubunun ve temalarının adı duyulmamış birçok sanatçı tarafından, çoğu zaman da gerçek Rembrandt diye satılmak üzere kopya edildiği bilinmektedir.

REMBRANDT DESENLERİ VE UZMANLAR

Rembrandt’ın öğrencileri, izleyicileri ve çağdaşları üzerindeki güçlü etkisi, günümüzde araştırmacıların ona atfedilen yapıtlar konusunda sorunlar yaşamasına yol açmaktadır. Bazı sanatçılar Rembrandt’ı öylesine kusursuz bir biçimde taklit etmeyi başarmışlardır ki, desenlerin kendisine mi, bir öğrencisine mi, yoksa bir taklitçiye mi ait olduğu kolay kolay belirlenememektedir. Üstelik Rembrandt’ın öğrencilerine yardım ettiği desenler de bulunmaktadır. Bütün bu desenlerin gerçekte kime ait olduğuna ilişkin tartışma, en az yüz yıldır sürmektedir. Sanat tarihinin akademik bir disiplin olarak kabulüne değin, desenler hep üne kavuşmuş bir ustanın adı altında saklanmıştır. Bunlar öyle çoktur ki, hepsinin tek bir kişinin elinden çıktığını varsaymak zaten mümkün değildir. Rembrandt uzmanları, çok uzun bir süredir bu tür desenleri ayrıştırmaya, belli bir sınıflandırma yaparak hangilerinin ustaya, hangilerinin öğrencilerine, izleyicilerine ya da taklitçilerine ait olduğunu saptamaya çalışmaktadırlar. Üslupsal çözümlemelere ve kişisel uzmanlığa dayanan ve hâlâ daha tamamlanmamış olan bu ayıklama süreci, özgün Rembrandt desenleri olduğu sanılan desenlerin çoğunun aslında öyle olmadığını ortaya koymuştur. Araştırılmaya on dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısına kadar tam olarak başlanmayan Rembrandt desenleri konusunda uzmanlaşmış kişilerin sayısı oldukça azdır. Sanatçının yapıtlarının ilk eleştirel kataloğunun yayımlanmasıysa tam yüz yıl öncesine rastlamaktadır. Cornelis Hofstede de Groot’un Die Handzeichnungen Rembrandts (Haarlem 1906) adlı bu yapıtında 1613 adet desene ilişkin ayrıntılı bilgi yer almaktadır. Ancak ne yazık ki bu kaynak resimli değildir. Sonraki on yıldaysa, özellikle W.R. Valentiner (Rembrandt, des Meisters Handzeichnungen, 2 cilt, 1925-1934), Otto Benesch ve Werner Sumowski’nin çalışmaları sonucunda Rembrandt’a ait olduğu düşünülen desenlerin sayısında epeyce bir azalma olmuştur. Benesch ve Sumowski, konuyla ilgili önemli birer kaynak niteliği taşıyan birkaç ciltlik kitaplar yayımlayarak Rembrandt’ın tüm desenlerini (Benesch) ve atölyesinden öğrencilerinin desenlerini (Sumowski) ele almışlardır. Bu kitaplar, bugün de konuya ilişkin temel kaynak olmayı sürdürmektedir; gerçi 1388 desene yer veren Benesch’in kitabında hâlâ çok sayıda tartışılır çalışma bulunmaktadır.

Rembrandt ve çevresinin çok sayıda desenine sahip müzelerden Amsterdam’daki Devlet Baskı Galerisi’nde çalışmış olan Peter Schatborn’la Londra’daki British Museum’un eski küratörlerinden Martin Royalton-Kisch gibi isimler, bugün konunun önde gelen uzmanları arasında sayılmaktadır. Bu kişiler, yıllardır birbirleriyle ilişki içinde çalışmaktadırlar. Rembrandt’ın resimlerini araştırmak amacıyla Ernst van de Wetering’in öncülüğünde 37 yıl önce oluşturulan Rembrandt Araştırma Projesi gibi bir girişim, desenler için henüz başlatılmamıştır. Rembrandt’ın bazı resimleri gibi desenleri de sanat tarihçilerinin araştırmaları yayımlandıkça yeni tartışmalara konu olmakta, ustanın olmadığı kesin olarak saptanan desenlerin sanatçılarına ilişkin veriler sürekli değişebilmektedir. Elinizdeki çalışmada yer alan Boijmans Müzesi’ndeki yapıtların tanımlanması için de Schatborn ve Giltaij’e danışılmış ve son anda bazı değişiklikler yapılmıştır.

Son elli yılda elde edilen sonuçlar, süregiden üslupsal analizlerinin ve teknik araştırmaların önemini ortaya koymaktadır. Yukarıda sözünü ettiğimiz Benesch’e ait iki ciltlik yapıt (1954-57, gözden geçirilmiş baskısı 1973) İkinci Dünya Savaşı öncesine kadar Rembrandt’a atfedilmekte olan 1500’i aşkın deseni ciddi bir ayıklamadan geçiren ilk kaynaktır. Söz konusu 1500 desenden çoğu, eleştirel değerlendirmeleri geçememiş ve ayıklanmıştır. Benesch’in Rembrandt’a ait olmadığını düşündüğü desenlerin, Sumowski’nin Rembrandt Ekölü’nün Desenleri (1979-92) adlı on ciltlik kitabında ayrıntılı üslup analizleri eşliğinde Rembrandt’ın atölyesinden sanatçılara atfedilmiş olması, Rembrandt’ın desenlerini öğrencilerinden ve takipçilerinden açık bir biçimde ayrıştırmıştır. Bu durumda Rembrant’ın kaybının, çevresindekilerin kazancı olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Öte yandan, bu desenlerin çoğunu başka sanatçılara atfetmek de kolay değildir. Bunların önemli bir bölümü, işte bu nedenle, ‘anonim’ olarak, ‘Rembrandt Ekolü’ biçiminde tanımlanmaktadır.

Benesch ve Sumowski’nin öncü çalışmalarının ardından, birçok müze küratörü de çalıştıkları müzelerin koleksiyonlarını gözden geçirerek Rembrandt ve ekolüne ait olduğu düşünülen yapıtlarla ilgili ulaştıkları sonuçları çeşitli kataloglarda yayımlamaktadırlar. Rembrandt’a atfedilmekte olan bir yapıttan şüphe etmek, hatta Rembrandt’a ait olmayabileceğini itiraf etmek pek hoş bir durum olmasa gerek; ne var ki küratörlerin işi budur. Rembrandt ve Ekolü’ne ait desenleri barındıran müzeler, son 25 yılda koleksiyonlarını sürekli olarak gözden geçirmektedirler. Sonuç, Rembrant’a ait olduğu düşünülen desenlerin sayısında kimi durumda en az yarı yarıya oranında bir azalma olmasıdır. Örneğin Benesch’in yayımladığı 1388 Rembrandt deseni arasından bugün 850’sinin gerçekten Rembrandt’a ait olduğu sanılmaktadır.

Boijmans Müzesi, 1988 yılında bu konudaki ilk eleştirel koleksiyon kataloğunu yayımlayan kurumdur. Bu çalışmayı sürdüren küratör Giltaij, Rembrandt ve Ekolü’nün 200 kadar desenini yıllarca inceleyerek, ayrıca çeşitli uzmanların görüşlerini de göz önünde bulundurarak ciddi bir ayıklama yapmıştır. 1969 envanterinde 67 adet olarak belirlenen özgün Rembrandt desenlerinin sayısı, neredeyse yarısı oranında azalarak 36 olmuştur. Bu katı eleme, desenlerin üslupsal açıdan ayrı ayrı incelenerek, Rembrandt’ın olduğu kesin olarak bilinen desenlerin başka sanatçıların desenleriyle karşılaştırılmasıyla, ayrıca aynı dönemde Devlet Baskı Galerisi’ndeki Rembrandt koleksiyon kalatoğunu yayımlayan Schatborn’un danışmanlığıyla gerçekleştirilmiştir. Giltaij’in Rembrandt’a atfettiği 36 desen arasından biri elenirken, dördünün de şüpheli olduğu düşünülmektedir. Geri kalan 31 deseninse kesinlikle Rembrandt’ın olduğuna inanılmaktadır. Elenen desen, Giltaij ve diğer uzmanların adı sanı duyulmamış bir taklitçiye ait olduğunu düşündükleri bir manzaradır (kat. 93). 1988 kataloğunu değerlendiren Rembrandt uzmanı Royalton-Kisch’in yaptığı yorumlara göre, Rembrandt’a atfedilen iki adet desen, bu katalogda Rembrandt ya da Willem Drost olarak sunulmaktadır (kat. 34, 35). Bunun nedeni, söz konusu desenin Drost’a ait olduğu düşünülen ve sayıları giderek çoğalan bir grup desenle olan benzerliğidir. Bu tür desen grupları, genellikle, imzalı olan yapıtlardaki belirgin öğelere göre (örneğin fırçayla yapılan tonlamaların belli bir ifadeyle, esneklikle ya da keskin hatlarla yapılması veya taramaların kaba ya da ayrıntılı, çok ya da az, dik ya da çapraz oluşu gibi), ya da imzasız ama imzalı bir resme gönderme yapan eskizlerden yola çıkarak oluşturulmaktadır. Belli üslupsal özellikleri tanıyabilmek ve ayrıştırabilmek ise, çok iyi eğitilmiş bir göz ve son derece güçlü bir görsel bellek gerektirmektedir. Yeni birtakım araştırmaların ışığında, Manoah ve Karısını Bırakıp Giden Melek başlıklı desen (kat. 32) de yakın dönemde meleğin sağ koluyla göğsü üzerinde sol elin tuhaf duruşu gibi zayıf kompozisyon öğeleri nedeniyle kuşkuyla karşılanmaya başlamış, dolayısıyla ‘Rembrandt ya da Flinck’ şeklinde sunulmuştur. Çok taramalı oluşu da Flinck’e atfedilmesine neden olan özelliklerden biridir. İsa’nın Önünde Diz Çöken Kefernahum’lu Yüzbaşı (kat. 33) da burada -şimdilik- ‘Rembrandt ya da Van den Eeckhout’ olarak geçmektedir. 1988 yılında yayımlanan akademik katalog yeniden gözden geçirilirken tüm bu verilerin dayanak noktaları daha sağlam temellere oturacaktır.

Boijmans Müzesi’nin söz konusu 1988 yılı koleksiyon kataloğunda Rembrandt desenlerinin yanı sıra başka sanatçılara atfedilen 99 desenin yanında 61 adet de ‘anonim’ desen yer almaktadır. Rembrandt’ın çevresindeki sanatçılar arasında adı geçen, oysa Rembrandt’ın etkisini yeterince hissettirmeyen Roelant Roghman, o günlerde olduğu gibi bugün de ayıklananlar arasında yer almaktadır. Öğrencilerine ve izleyicilerine atfedilen desenlerin üçüyse kesinlik kazanmıştır: Rembrandt Ekolü’ne mensup olmayan Gerrit Battem’e atfedilen iki desenle (kat. 91, 92) Furnerius’a atfedilen bir desen (kat. 89), Sumowski’nin yayımladığı son ciltte (1992) yer alan ikna edici veriler ışığında bugün artık Pieter de With’e atfedilmektedir. De With, deseni Rembrandt’inkine benzeyen, bu yüzden Rembrandt Ekolü’nden sayılan, adı pek duyulmamış bir sanatçıdır. Yıllar içinde De Gelder ve Drost’unki gibi monografik çalışmalar çoğaldıkça Rembrandt’ın öğrencilerinin desenleri daha kesin olarak birbirinden ayrılabilecektir.

REMBRANDT DESENLERİNİN MÜZELERE DAĞILIMI

Rembrandt’ın desenlerinin bulunduğu büyük koleksiyonlar, Avrupa başkentlerinin Londra (British Museum, 1992 koleksiyon kataloğunda 86 adet), Berlin (Baskı Galerisi SMPK, 2006’da yayımlanacak katalogda 60 adet), Paris (Louvre, 1988 koleksiyon kataloğunda 77; Custodia Vakfı, 1997 koleksiyon kataloğunda 20 adet) ve Viyana (Albertina, 1954-57 koleksiyon kataloğunda 65 adet) gibi büyük müzelerinde bulunmaktadır. Hollanda’daki en çok özgün Rembrandt deseniyse, Rijksmuseum’dadır (1985 koleksiyon kataloğunda 60 adet). Boijmans Müzesi, Rembrandt’ın 31 adet deseniyle, onun olduğu varsayılan 4 adet desenin sahibidir. Rembrandt’ın desenlerini barındıran diğer kurumlarsa Amsterdam Tarih Müzesi (1981 koleksiyon kataloğunda 17 adet), Groninger Müzesi (2005 koleksiyon kataloğunda 7 adet), Teylers Müzesi (1997 koleksiyon kataloğunda 12 adet), Rembrandthuis (1991 koleksiyon kataloğunda 5 adet) ve Leiden Üniversitesi’nin Baskı Galerisi’dir (sözel olarak aktarıldığına göre 4 adet). Başka ülkelerle karşılaştırıldığında, Hollanda’nın Rembrandt desenleri açısından pek o kadar da zengin olmadığı ortadadır. Zamanında Rotterdam’daki Rembrandt desenlerinin, günümüz değerlendirmeleriyle belirlenen 31 adetten çok daha fazla olduğunu söylemek gerekir. Birleşik Doğu Hindistan Kumpanyası’nın (VOC) direktörü, aynı zamanda Rembrandt’ın öğrencisi Govaert Flinck’in oğlu olan Rotterdamlı koleksiyoncu Nicolaes Anthoni Flinck’in (1646-1723) 1700’lerde aralarında Rembrandt’ın onlarca özgün deseninin de bulunduğu, Rembrandt ve Ekolü’nün 500 adet deseninden oluşan büyük bir koleksiyonun sahibi olduğu bilinmektedir. Bunların önemli bir kısmı (225 adet) 1723-24 yıllarında toplu halde Devonshire Dükü William Cavendish’e satılmıştır. 10 kuşaktan beri Chatsworth’teki Cavendish kır malikânesinde korunan bu desenlerin arasında 38’inin Rembrandt’a ait olduğu saptanmıştır (2002 yılında yayımlanan koleksiyon kataloğu).

Rotterdam’ın Rembrandt desenlerinden oluşan derli toplu bir koleksiyona yeniden kavuşmasıysa, Flinck koleksiyonunun satışından iki yüzyıl sonraya denk gelmektedir. Frans J. O. Boijmans (1767-1847) tarafından mütevazı koşullarda başlatılan bu girişim, 1849’da müzemizin baskı galerisinin açılmasını sağlamıştır. O yıllarda müzede Rembrandt ve Ekolü’ne ait 45 adet desen bulunmaktaydı. Bugün bunlardan yalnızca ikisinin Rembrandt’ın olduğu (kat. 1, 3) düşünülüyor; biri hâlâ kuşkuludur (kat. 34). 31 dosyadan 13’ünün kaybolduğu 1864 Schielandhuis yangınında, yalnızca üç adet Rembrandt deseninin yok olması ise bizi ‘sevindirmişti’. Yanan o desenlerin gerçek birer Rembrandt olup olmadığınıysa artık hiçbir zaman bilemeyeceğiz.

Boijmans Müzesi baskı galerisinin dünyanın önde gelen koleksiyonları arasına girmesine neden olan ilk büyük adım, İkinci Dünya Savaşı’nın başladığı 1940’ta atılmıştır. Alman istilasından kısa bir süre önce Rotterdamlı armatör ve Boijmans Müzesi hamisi Daniel George van Beuningen, Haarlemli iş adamı Franz W. Koenigs’in (1881-1941) desen koleksiyonunun büyük bir bölümünü satın almıştır. Böylece Hollanda’ya kazandırılan bu koleksiyonda bulunan 2600’ı aşkın desen arasından 136’sı Rembrandt ve Ekolü’ne aittir. O yıl bunlardan 14 tanesi, başka sanatçılara ait 514 desenle birlikte van Beuningen tarafından Almanlara satılmıştır. Hollanda hükümeti, satışı yasadışı yollarla yapılan ve 1945’te Moskova’da ortaya çıkan bu desenleri geri istemektedir. Koenigs koleksiyonunun aynı yıl Van Beuningen tarafından Boijmans Müzesi’ne verilen verilen daha büyük bölümündeyse, 26 adet özgün Rembrandt deseni (bütün desenlerin yüzde 83’ü) bulunmaktadır. O günden sonra Rembrandt koleksiyonu 1958’de D. G. Van Beuningen koleksiyonundan iki (kat. 8, 18), 1988’de sanat piyasasından edinilen bir yeni desenle (kat. 14) genişlemeye devam etmiştir.

Hollanda’da Rembrandt’ın desenlerini toplamış koleksiyoncular arasında Flinck ve Koenigs’in yanısıra bu işe ilk başlayanlardan, Rembrandt’ın çağdaşı, ünlü deniz ressamı Jan van de Cappelle (1626-1679) de bulunmaktadır. 1680 yılına ait bir envantere göre, Capelle’in koleksiyonunda, aralarında ‘daerin sijn 135 tekeningen sijnde het vrouwenleven met kinderen van Rembrandt’ (‘Rembrandt’ın kadınların ve çocukların yaşamına ilişkin 135 adet deseni’)nin de bulunduğu, Rembrandt ve Ekolü’ne ait 500 desenin yer aldığı saptanmıştır. Bunların arasındaki 277 adet manzara resminin bugün yalnızca yarısından haberliyiz. Burada da asıl sorun, bu desenlerin kaçının, günümüzün eleştirel ayıklama süzgecinden geçip geçemeyeceğidir. Van de Cappelle büyük olasılıkla bütün o desenleri Rembrandt henüz hayattayken, iflasından sonra yapılan 1657-58 müzayedesinden satın almıştır; bu desenlerin yeniden satışa sunulmasıysa Rembrandt’ın oğlunun ölümünden sonra, 1709’da olmuştur. Nicolaes Anthoni Flinck, bu desenleri o zaman satın almış olabilir.

Rembrandt’ın desenlerini öğrencilerinden ya da izleyicilerinden ayırabilecek kültürel altyapıdaki koleksiyonculardan bir diğeriyse Dr. Cornelis Hofstede de Groot’tu (1863-1930). Bir dönem (1896-1898) Devlet Baskı Galerisi’nin yöneticiliğini de yapmış bu ünlü sanat tarihçisi, Rembrandt’la ilgili çeşitli kitapların yanı sıra sanatçının desenleriyle ilgili ilk kapsamlı kataloğu yayımlayan kişidir. Araştırmalarını sürdürürken koleksiyonculuğa da önem veren de Groot, alımlarında Rembrandt’a ilişkin uzmanlığından yararlanmayı bilmiş, üstelik istediği desenleri alabilecek maddi olanaklara da sahip olduğundan zengin bir koleksiyon oluşturabilmiştir. Onun koleksiyonu, Rijksmuseum’un (1906’da yaptığı bağışlarla) ve Groninger Müzesi’nin (1914’te yaptığı bağışlarla) Rembrandt koleksiyonlarının temelini oluşturmuştur. De Groot koleksiyonunda bulunan Rembrandt desenlerinin sayısı, 41 olarak belirlenmiştir.

Hem uzman, hem koleksiyoncu olarak son derece etkin bir diğer isim de Frits Lugt’tu (1884-1969). Amsterdam sanat piyasasının ünlü ismi Frederik Muller’in saygın müzayede evinden yetişerek eski ustaların desenleri konusunda uzmanlaşan Lugt, kendi kendini yetiştirmişti. Zengin ve anlayışla bir kadınla evlenmiş, böylece yaşamının tümünü koleksiyon katalogları yazmaya, satış katalogları derlemeye, koleksiyoncuların izini sürmeye ve önemli bir desen koleksiyon oluşturmaya adamıştır. Koleksiyonunda, yaşadığı dönemde 30 olduğu varsayılan ama bugün 20’si Rembrandt’a ait olan desenlerle Rembrandt’tan kalan yedi mektuptan ikisi bulunmuştur. Lugt’un Rembrandt tutkusu ile şekillenen bu koleksiyon, 1947 yılında bir İsviçre vakfı olan Custodia’ya geçmiştir. 1962’den bu yana Paris’te bulunan bu vakfın devreye girmesiyle, Hollanda zengin bir özel koleksiyonu daha yitirmiştir. Neyse ki Lugt, koleksiyonundaki dört Rembrandt’ı daha erken bir dönemde elden çıkarmıştı: 1930’da Franz Koenigs’e sattığı Pencereden Bakan Saskia (kat. 11), iki manzara (kat. 20, 21) ve birlik üyeleri deseni ( kat. 31) bugün Boijmans Müzesi’nde bulunmaktadır. İlginç olan, sonradan koleksiyonu yurt dışına taşınan Lugt’un, zamanında Koenigs’e birlik üyesi deseninin Hollanda’dan hiç çıkartılmaması talebinde bulunması ve onu Rijksmuseum’a satmak istemiş olmasıdır.

Rembrandt’ın desenlerinin korunması; Boijmans Müzesi’ndeki ve Hollanda’daki diğer koleksiyonların genişletilmesi konusundaki destekleyici çabalarından dolayı Rembrandt Birliği’ni de özellikle anmamız gerekir. 1883’te Hollanda’nın kültürel mirasının yurtdışına kaçırılmasını engelleyecek önlemleri almak için kurulan bu saygın kuruluş, bir dönem ciddi bir sorun oluşturan bu sorunun üzerine gitmiştir. Amsterdamlı koleksiyoncu Jacob de Vos Jacobszn’ın, aralarında Rembrandt’a atfedilen 66 adet desenin de bulunduğu zengin koleksiyonunun 22-24 Mayıs 1883’teki müzayedeyle satışı üzerine kurulan bu birlik, çoğu yabancı koleksiyoncuların aldığı bu yapıtların bir bölümünün Hollanda’da kalmasını sağlayabilmiştir. Hollanda müzeleri için çeşitli yapıtlar satın alan Rembrandt Birliği, aradan geçen yüz yıla karşın hâlâ son derece etkin bir kuruluştur. Boijmans Müzesi de Rembrandt Birliği’nin maddi katkısıyla 1988’de koleksiyonuna bir adet Rembrandt deseni (kat. 14) daha ekleyebilmiştir. Bundan 50 yıl önce, 1937 ve 1940’ta alınan Kırmızı Kasketli Adam (bugün Rembrandt Ekolü olarak geçiyor) ve Çalışma Masasında Titus başlıklı resimler de Rembrandt Birliği sayesinde Rotterdam’a kazandırılmıştır.

KOLEKSİYONCULARIN İŞARETLERİ

Rembrandt ve çevresindeki sanatçıların desenlerini toplayan koleksiyoncular, burada saydıklarımızla sınırlı değil. Kitapta yer alan desenlerde, başka koleksiyoncuların bıraktığı işaretlere de rastlanmaktadır. Desenlerin görsel estetiğini bozan bu izleri fark etmemek zordur. Bazı koleksiyoncular da, işaretlerini fazla belli etmeyecek biçimde, sayfanın arkasına basmışlardır. Sözgelimi Franz Koenigs’in işareti, sayfanın arkasındaki sol alt köşede, belli belirsiz görünür (kat. 2, 7 ve 10). Ondan önceki koleksiyoncularsa, desenlerin ön yüzünü yeğlemişlerdir. William Esdaile (1758-1837) desenin alt köşesine el yazısıyla adının başharflerini yazarken (kat. 11, 13, 20, 24, 25), ünlü İngiliz ressam Sir Joshua Reynolds (1723-1792) daha belirgin bir işaret bırakmıştır (kat. 12, 32, 61). Samanlıklı çiftlik deseninin üzerinde bu işaretlerin her ikisi de görülebilmektedir (kat. 19). Yatan aslan (kat. 24) ya da Manoah ve Karısını Bırakıp Giden Melek (kat. 32) gibi desenlerde, birkaç koleksiyoncunun üst üste bastığı işaretler pek hoş olmayan bir görüntü oluşturur. Rembrandt’ın desenlerinin bilinen ilk yabancı koleksiyoncusu olan Jonathan Richardson ise (1665-1745) bir değil, iki işaret kullanmıştır: Bir kadının portresini (kat. 12) isim ve soyadının başharflerini bir palet içinde gösteren gösterişli bir işaretle damgalarken, Babürlü minyatürlerinden yapılmış desenlerin üzerine yalnızca baş harflerinden oluşan daha sade bir damga basmıştır (kat. 26, 27).

Rembrandt desenlerinin bir diğer Britanyalı koleksiyoncusu, adı pek duyulmamış bir kişi olan İskoçyalı Dalhousie Kontu’dur. Kontun ailesinde bulunan on sekizinci yüzyıldan kalma iki albümden biri, tümüyle Rembrandt ve öğrencilerinin desenlerinden oluşmaktadır. 1920’lerin başlarında Londra sanat piyasasında satışa sunulan bu desenleri Franz Koenigs satın almıştır. Dalhousie’nin işareti, taçla çevreli gotik bir D harfidir; Nicolaes Maes (kat. 81-85) ve Ferdinand Bol (kat. 40, 42, 43) gibi Dordrechtli ressamların, Willem Drost (kat. 52), Govaert Flinck (kat. 60) ve Samuel van Hoogstraten (kat. 66) gibi Rembrandt öğrencilerinin desenlerinde genellikle onun işaretine rastlanmaktadır.

En örtük işaretse, son derece zengin bir desen koleksiyonuna sahip İngiliz portre ressamı Sir Thomas Lawrence’ın (1769-1830) mürekkepsiz damgasıdır. Lawrence’ın başharfleri TL, Haarlem manzarası (kat. 20), yatan aslan (kat. 24) ve uyuyan Tobias (kat. 25) desenlerinin sol alt köşesinde Esdaile’in elle yazılmış başharfleri yanında zorlukla görülebilmektedir.

Görsel estetiği bozdukları bir gerçek; ancak bu işaretler, desenlerin geçmişine ilişkin önemli ipuçları sunmaktadır. Boijmans Müzesi’ndeki Rembrandt desenlerinin çoğunun bir zamanlar Esdaile koleksiyonunda bulunduğunu bu işaretler sayesinde biliyoruz. Günümüzde desenler kataloglarda yayımlandığı için, Boijmans Müzesi gibi kurumlar ve koleksiyoncular bu tür etiketlere gereksinim duymamaktadır. Bilinen tüm koleksiyoncu işaretleri, 1921-1956 yılları arasında Frits Lugt tarafından Marques de Collections başlığıyla yayımlanmış ve desen galerilerinin en çok başvurduğu kaynak haline gelmiştir.

1- Arka planları geriletmek ve resmi ve derinleştirmek amacıyla ön plana yerleştirilen parlak renkli ya da koyu gölgeli nesne.

ALBERT J. ELEN (yazarın izni ile)
__________________
Renklerin Türküsü isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
7 Kullanıcı Bu Mesajından Dolayı Renklerin Türküsü Kullanıcısına Teşekkür Etti..
ebruli (26-12-08), ekyildiz (26-12-08), Narlı (26-12-08), rapsodi72 (18-08-11), semira (04-04-11), TRUVA (04-11-09), uzmanbilirkişi (26-12-08)
Alt 26-12-08, 00:58   #2 (permalink)
Co- Admin
 
Renklerin Türküsü - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Oct 2007
Bulunduğu yer: izmir
Mesajlar: 5,215
Thanks: 3,066
Thanked 2,351 Times in 474 Posts
Renklerin Türküsü is on a distinguished road
Standart Cevap: Rembrandt ve “çevresi” nin desenleri

resimler de Narlı dan gelsin...lütfen
__________________
Renklerin Türküsü isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 26-12-08, 08:56   #3 (permalink)
Forum Emektarı
 
ebruli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Oct 2007
Bulunduğu yer: İzmir
Mesajlar: 722
Thanks: 564
Thanked 367 Times in 84 Posts
ebruli is on a distinguished road
Standart Cevap: Rembrandt ve “çevresi” nin desenleri

Bu değerli paylaşımların için çok teşekkürler Renklerin türküsü...:aktion033:
__________________
[SIGPIC][/SIGPIC]
ebruli isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 26-12-08, 09:44   #4 (permalink)
Yeni Üye
 
ekyildiz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Mar 2008
Bulunduğu yer: İzmir
Mesajlar: 297
Thanks: 196
Thanked 186 Times in 35 Posts
ekyildiz is on a distinguished road
Standart Cevap: Rembrandt ve “çevresi” nin desenleri









































:0002007c2wa: Hediye hn. bu güzel konu için teşekkür ederim. Gerçi resimleri Narlı hn. dan istemişsiniz ama zararı yok adim ekyildiz ama arkadaşlar bana kısaca narlı derler dermişim
ekyildiz isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 26-12-08, 13:55   #5 (permalink)
Super Moderator
 
Narlı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Nov 2007
Bulunduğu yer: İzmir
Mesajlar: 2,691
Thanks: 1,322
Thanked 2,653 Times in 642 Posts
Narlı is on a distinguished road
Standart Cevap: Rembrandt ve “çevresi” nin desenleri



:0002007c2wa: Hediye hn. bu güzel konu için teşekkür ederim. Gerçi resimleri Narlı hn. dan istemişsiniz ama zararı yok adim ekyildiz ama arkadaşlar bana kısaca narlı derler dermişim




:000200776fv::000200776fv::pjrlaugh9bc:harikasın ekyıldız...şu hasta halimle bile beni çok güldürdün ...Allahta her zaman senin yüzünü güldürsün...sağolun harikasınız:aktion033: :aktion033:paylaşım ve arkadaşlık ruhunun çok güzel bir örneği daha ...çok teşekkürler...bu ikinize:give_rose::give_rose:

Konu Narlı tarafından (26-12-08 Saat 13:58 ) değiştirilmiştir.
Narlı isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 26-12-08, 17:17   #6 (permalink)
Yeni Üye
 
ekyildiz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Mar 2008
Bulunduğu yer: İzmir
Mesajlar: 297
Thanks: 196
Thanked 186 Times in 35 Posts
ekyildiz is on a distinguished road
Standart Cevap: Rembrandt ve “çevresi” nin desenleri

Rica ederim Narlı hn. Acil şifalar dilerim geçmiş olsun umarım bir an önce sağlığınıza kavuşursunuz.

Rembrandt in daha çok resmi vardıda patron girince birden odaya kesmek durumunda kaldım diğerlerinede ekleriz musait olunca.
ekyildiz isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 26-12-08, 17:42   #7 (permalink)
Yeni Üye
 
uzmanbilirkişi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Oct 2008
Mesajlar: 768
Thanks: 970
Thanked 371 Times in 42 Posts
uzmanbilirkişi is on a distinguished road
Standart Cevap: Rembrandt ve “çevresi” nin desenleri

mükemmel bir bilgi kaynağı olmuş...araştırmacıların hizmetine....emeklerinize sağlık..bende birşeyler ilave etmek isterim izninizle...

yağlıboya çalışmalarını genellikle sipariş üzerine yapan Rembrant, kişilerin yüzlerine yansıttığı ışığı fazla yada az vermek suretiyle aldığı ücret karşılığını da bu şekilde belli etmiştir....
uzmanbilirkişi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 30-12-08, 13:17   #8 (permalink)
Yeni Üye
 
ekyildiz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Mar 2008
Bulunduğu yer: İzmir
Mesajlar: 297
Thanks: 196
Thanked 186 Times in 35 Posts
ekyildiz is on a distinguished road
picturess Cevap: Rembrandt ve “çevresi” nin desenleri

Ve @ekyildiz her zamanki gibi işin kolayına kaçar




Rembrandt - Art
104 JPG | 2000 x 2700, ... | 18.25 MB



ekyildiz isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 10-02-09, 21:31   #9 (permalink)
fausto zonaro
Misafir
 
fausto zonaro - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Mesajlar: n/a
Standart Rembradt Harmenszoon van Rijn




Rembrandt (1606 Leiden - 1669 Amsterdam)

Hollandalı ressam ve gravürcü. Babası değirmenci, anası bir fırıncı kızıydı. Çok dindar olan ana oğlunu hergün yüksek sesle İncil‘den parçalar okuyarak yetiştirdi. Rembrandt latin okuluna gönderildi, 1620‘de Leiden üniversitesine yazıldı, fakat küçük yaştan beri resme büyük bir eğilimi vardı. Zayıf bünyesi yüzünden babasının yerini alamıyacağı anlaşılınca ressam ve gravürcü olarak Leiden‘de Jacop Van Swanenburgh‘un sonra Amsterdamda Pieter Lastman‘ın ve Jacop Pijnas‘ın yanına gönderildi. 1625‘te Leiden‘e dönerek tek başına çalışmağa başladı. Babasının ölümünden sonra kesin olarak Amsterdam‘a yerleşti.
Rembrant‘ın ününü sağlayan ilk önemli eseri Doktor Tulp‘un anatomi dersidir. Amsterdam‘da Van Uylenburgh adlı zengin bir tacirin evinde kalıyordu. Bu tacirin Freislend sarayında danışman olan babası Rembrandt‘ın estamplarından bir kısmını bastırmıştı. Van Uylenburgh‘ün Saskia adlı birde kız kardeşi vardı. Yakınlarının karşı koymalarına rağmen Saskia 1634‘te Rembrandt ile evlendi. Valinin himavesi altında geçen sekiz yıllık maddi ve manevi başarılar parlak bir hayat ve mutlu bir evlilik süresince Saskia‘nın güzelliği ve zerafeti ressamın başlıca teması oldu.
Rembrandt borsa oyunalarına giriyor ve hesapsız para harcıyordu. Saskia‘nın ölümü sırasında bitirdiği Gece devriyesi adlı tablo ısmarlayanlar tarafından beğenilmedi.Bu portre geleneğinden kopan kollektif bir portreydi.
Bütün dünya müzelerinde Rembrandt‘ın yüzlerce tablosu muhafaza edilmektedir Louvre da 20‘den fazla resmi vardır. Rembrandt‘ın Jodenbreestraat‘taki evi 1906‘da müze haline getirildi.

Rembrandt Harmensz van Rijn, kuşkusuz Hollanda’nın hatta 17. yüzyıl Avrupa’sının en önemli ressamlarındandır. ‘Işığın ressamı’olarak tanımlanan sanatçı, yaşamı boyunca düzenli olarak ürettiği otoportreleriyle ve kendine özgü sanatsal teknikleri ve ışığı ustaca kullanması ile tanınmıştır. Resimlerinde ışık ve gölgenin çarpıcı kullanımıyla yarattığı zıtlıkların, bireysel ve bütünsel anlamda insan ruhunun ve doğanın tezatlarını da yansıttığını söyleyebiliriz.
  Alıntı ile Cevapla
Alt 10-02-09, 21:32   #10 (permalink)
Yeni Üye
 
Yeşilyeşil - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Oct 2008
Bulunduğu yer: ANKARA
Mesajlar: 2,833
Thanks: 1,272
Thanked 2,998 Times in 642 Posts
Yeşilyeşil is on a distinguished road
Standart Cevap: Rembradt Harmenszoon van Rijn

paylaşım için teşekkürler..
Yeşilyeşil isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler Arama

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık

Hizli Erisim

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
“Türkiye’nin Ressam Dayanışması” ..“Çağdaş Renkler Çanakkale Buluşması” Sergisi DUYURUSU.. Renklerin Türküsü Sanat Haberleri 0 05-05-11 12:45
İki şey “hayatta önemi olan her şey” Gönülver Serbest Yazılar 7 31-12-09 02:06
Oniki “Kel” Çocuk Narlı Hikayeler 4 08-06-09 08:49
“Sessiz İzlenimler” Anroozha Sanat Haberleri 0 18-09-08 01:34
“ M e l a n k o l i s t a n b u l ” Anroozha Sanat Haberleri 0 18-09-08 01:22

test
WEZ Format +3. Şuan Saat: 22:05.


Powered by vBulletin® Version 3.8.7
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.2.0
Resimkalemi Forumu Tüm Lisanslı Haklara Sahiptir